|
BİR GÜL-İ YAR
Gölgeni de götürürmü sen giderken melekler,
Eş olur mu sanırsın bıraktığın saltanat?
Senin yolun uzundur,şimdi seni beklerler.
Gayrı sözün eridir orda çınlayan saat.
Takviminde yırtılmış son yaprak düşer,
Ve gün artık sema'ya kavuşma günü.
Kanatların ucunda çirkin yüzlü şerr,
Yırtmak için rahmetin beyaz yüzlü göğünü.
Sen Annesin,ağlama...Ağlama ey gül-i yar,
Gözyaşınla eriyecek,orda da çocuklar var.
Saçlarından baharı getiren soylu kadın,
Ketum bir merasime kucak açmakta neymiş?
Soluğunda kaybolan o nazlı yağmurcuklar,
Bulutların göğsüne bir nakkaşça işlenmiş.
Sabrını bileyleyen bir cennettir tutsaklık,
Yoksa esaret midir seni kuvvetlendiren?
Acıtır annem teni,mahşerdeki kuraklık,
Hesabın yükü ağır,sadakatinle diren...
Sen annesin,gücenme...Gücenme ey gül-i yar,
Kahrın trnlerinden sarkan çocukların var...
Kurşun türkülerle gelir,sızlatarak sineyi,
Bıçağın kınındaki vefalı dost gibi kan...
Kolay iş değildir bu, toprağın çekeceği,
Taş değil,tahta değil...Allah bu yüzden nur'dan.
Tebessümle ıslanır metanet lambaları,
Oysa ramak kalmıştı imbatlarla gelmene.
Suda gördüm kaybolan o küçük adamları,
Sesinle filizlenen o çocuk nerde anne?
Sen annesin,aldırma...Aldırma ey gül-i yar,
Göğü parmaklarıyla tutan çocukların var...
|